top of page

Benim Minimalizm Hikayem

  • Gökhan Avcı
  • 13 Nis 2019
  • 4 dakikada okunur

Her şey bir toz bulutu iken, ben daha neyin ne olduğunu fark etmeden çok önce başlamış aslında her şey. Yani tam anlamı ile develer tellal iken, pireler berber iken diyebilirim.


Basit bir hayatım oldu hep; ta ki İstanbul’a gelene kadar.

Egenin en mütevazi şehri Aydın’da büyüdüm. Minimalizm tohumları bu dönemde atıldı bu basit şehirde. Beni büyüten yetiştiren ailemin hayatı oldukça ufaktı. Hep yeteni yaratmak için çabaladılar. Artmadı, artsa da hayal etmem için biriktirdiler hep. Ama hayal etmek ve mutlu olmak için maddeden daha çok maneviyatın önemli olduğunun farkındaydı ailem. O yüzden birbirimizi çok sevdik, dinledik hep kolladık ve hayal ettik. Hep en güzeli ile besledi anne ve babamız bizi. En güzelin tanımına çok dikkat ettiler. Hep bize yeteni ve ihtiyacımız olanı yedik. Çünkü anneannem bizim için yetiştirdi hepsini. Bolluğu, topraktan gelenlerle tanımlandık. Gerçek lezzeti de bu sayede tanıdım.


Çizmeyi çok seviyordum. O yüzden de mimarlık hep ilgimi çekmişti. Hayalimin peşinden koşup İstanbul’a mimarlık okumaya geldim. Bana fark katan, bilgili ve özverili çok iyi hocalarım oldu. İçimdeki minimalizm tohumları bu eşsiz hocalar tarafından yeşertildi.

Tado Ando’un bazı binaların fotoğraflarını gördüğüm o ilk anı hala unutamıyorum. Süsleme, aşırı detay, gereksiz elemanlar vb bezemelerin hiç biri yoktu. Detayları ve mimari öğeleri ile uzmanı olmayan bir kişiyi rahatlıkla büyüleyebilecek mekanlardı. Mimarlık eğitimimde ilerledikçe aldığım bir çok derste, bu yapıların, dekorasyon ve görüntü sadeliğinde daha çoğuna sahip olduğunu öğrenmeye başladım. Görsel öğelerin yaratılmasından daha da çoğunun; mekan kurgusunun, kullanım planlamasının, işlev akışının, geometrisinin, çevre etkileşiminin yaratılmasında harcandığını gördüm. Minimalist yaklaşımın, görsel kalabalık yerine kavramsal değerlerin somutlaştırılması ile yaratıldığını anladım.


Ardını araştırmaya başladığımda bu akımında diğer bir çok modern dönem akımında olduğu gibi güçlü bir kavramsal süreç ile gelişim gösterdiğini gördüm. Modern dönemdeki ilk minimalist çıkışın Kazimir Maleviç’in 1900’lü yılların başında, beyaz bir tuval üzerine koyduğu “siyah kare” resmi olduğu ile karşılaştım. Hatta Malaviç hızını alamayıp beyaz tuval üzerine yaptığı beyaz resimlerden sonra resim yapmayı bırakmış. Bu beni çok etkilemişti. Maleviç’in başlattığı bu çizgi 1900’lü yıllarında ortalarında Avrupa’da ve Amerika’da farklı sanat grupları tarafından benimsenerek “minimalist sanat” olarak tanımlanmaya başlanmış. Minimalist akımın daha yoğun bir şekilde heykel disiplinini etkilediğini gördüm.


Mimarlık tarafında ise o dönemlerde oldukça çok savunucusu olan bauhause ekolü ile güçlü bir başlangıç yapan “işlevselcilik” akımı ile bütünleşmiş minimalizm.

Minimalizm ve işlevselcilik, endüstri çağının getirdikleri ile pragmatik bir çıkış yakalamış. Nihayetinde ise “yalın malzemeyle, ekonomik ve işlevsel mimarlık” şeklinde basit tanıma erişmiş minimalist mimarlık. O dönemden bu yana kadar bir çok mimar da bu tarzı sahiplenmiş,


İçinde bulunduğumuz 10 yıl içerisinde de minimalizim kavramı hayatlarımıza nüfus etmeye başladı.

Kabaca özetlemek gerekirse;

Kavram > Sanat > Nesne > Mekan > Yaşam > Düşünce/Ruh (sonraki adım)


Benim minimal yaşam eğilimimin, mimarlık eğitimim ile filizler vermesinin ardından, keskin bir kariyer dönüşü ile pazarlama ve dijital dünyaya kayışım, bu süreci daha da olgunlaştırdı. Günümüz dünyasında pazarlama ve dijital araçlar tüketimin maksimize edilmesini amaçlayan hiçte masum olmayan iki disiplin. Bazı markanın dijitalleşme ve pazarlama süreçlerine prograsif değerler sağladıktan sonra, gerçek dünyadaki tüm iletişim araçlarının, markaların, (konvasiyonel/dijital/sosyal) medyanın vb bileşenlerin beni/bizi neye ittiğini yakından anlama şansı yakaladım.


Şöyle bir düşünün; kara cuma, 11.11 indirimleri, dünya ruj günü, %X indirim, vloggerlar, sezon indirimleri, anneanneler günü, yeni yıl, 3 alana bir bedava, dünya cookie günü, ünlüler, TV, viraller vb. yüzlerce girdi bombardımanı var hayatımıza.


Bu şeyler ne kadar insana dair?

Sunulan ürünler ya da hizmetler bizim ihtiyaçlarımızı karşılıyor mu?

Bize katma değer yaratıyor mu?

Neden tüketiyoruz / satın alıyoruz?

Aldıklarım bana neden yetmiyor?

Ya da çoğu zaman; “acaba ben neden bunu almışım? diyoruz.


Bu size özel bir durum değil… Herkes bu bombardımanı yaşıyor. Hatta bazıları var ki, (onlardan biri de bendim); bu manipülasyonu organize edip markalar için yönetiyor.

Tüm ticaret, üretim, finans vb bütün sektörler, bizim ihtiyacımız olan şeyler ile bizi bir araya getirmeye mi çalışıyor?

Maalesef “hayır”.

Bizim daha fazla satın almamızı istiyorlar.

“Daha çok satın al”

“Daha da al”

“Bunu da almalısın”

“Bunu alırsan ……….. olursun”

“Senin ……… yok mu?”

“Yeni modelini aldın mı?”

Toplum olarak, ihtiyacımız olandan fazlasına sahip olmak için oldukça takıntılı hale geldik ya da getirildik. Bu takıntı(ları)mız da günden güne güçleniyor.

En acı noktası ise; bunun farkında değiliz.


Asgari maaşın çok az üzerinde bir maaşla çalışan işçinin Iphone X aldığı için kendini ekstra değerli sandığı bir dünyada yaşıyoruz. Yıllık maaşının neredeyse 1/3 ‘yü bu telefon…

Ya da bir fenomenin paylaştığı çantayı aldığı için kendini prenses sanan pıtırcık kızlarla dolu etrafımız. Bu örneklerini binlere, on binlere çıkartabiliriz.


Etrafımız reklam olmayan ama reklamdan daha güçlü “şeyler” ile sarılmış durumda. Maalesef bunlardan kaçmamız hiç kolay değil. Ben de bu “şeyleri” yaratmış ve bunlar vasıtası ile başarı (!) sağlamış biri olarak, kolay olmayacağını biliyordum.

Kaçmadım da.

Sadece kendi içime döndüm.

Kendimi dinledim, anladım.

Beni var eden, beni ben yapan şeyleri görmeye, anlamaya çalıştım.

Hayatımdaki değerli şeyleri keşfettim.

Bana dair olan ve bana değer katan şeyleri nasıl beseleyebileceğimi anlamak için çabaladım.


İhtiyacım olmayan onlarca şey olduğunu fark ettim. Kıyafetler, ayakkabılar, kalemler, mutfak aletler, dijital gereçler, mobilyalar vb. farklı farklı bir çok şey. İhtiyacım olmayan bu şeyleri, hayatıma değer katan şeylerin üstünü oturmuş, onları perdelemişti.

Onlarca kez unuttuğum için satın aldığım bir çok şarj kablosu buldum dolapta. Büyük bir çoğunluğu da eski sürüm telefonlara aitti. O yüzden artık bu şarjları kullanamıyorum.

Hayat kısa olduğundan daha değerli.
Daha güzel bir hayat için sizin şarjınızı tüketen şeyleri keşfetmeye başlayarak ilk adımı atabilirsiniz.

Ben dönüşüyorum.

Dönüşmek için çabalıyorum.

Bu yolculukta ilham alacağımı ya da ilham vereceğim şeylerin gözümün önünde olduğunu biliyorum. Bundan sonraki tek amacım bunları keşfetmek ve hayatımın bir parçası haline getirmek.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page