top of page

Neyi Tüketiyoruz? Neye Mâl Oluyoruz?

  • Gökhan Avcı
  • 27 Tem 2019
  • 2 dakikada okunur

Bir minimalist olarak sahip olduklarımız ve satın aldıklarımız hakkında daha fazla bilinçli olmayı amaçlıyoruz. Satın alma noktasında sadece ihtiyacımız olanı satın almakla kalmıyoruz; aldığımız şeyi iyi, güzel, işlevsel ve uyumlu olmasını göz önünde bulunduruyoruz. Aslını söylemek gerekirse bu noktaya kadar her şey doğru yolda. Fakat çok önemli bir konuyu unutuyoruz. Satın aldığımız şeyin, nihai tüketicinin eline gelmeden önceki diğer tüm süreçler, ürünün seçiminde diğerlerinden daha önemli...


Son zamanlarda beyaz bir t-shirte ihtiyacım olduğu için bir kaç mağaza gezdim. Bunlar içinde dokusu, uzun ömürlü ürünler üretmesi ve kalitesi sebebi ile Zara markasında karar kıldım. T-shirt hakkında daha detaylı bir bilgiye sahip olmak için etiketine baktığımda, hammaddesi ve diğer detayları beni mutlu ederken, ürünün menşei dikkatimi çekti. Bu 49 TL'lik t-shirt Bangladeş'te üretilmişti.


Markaların tasarım, kalite ve sağladığı servisler gibi konularda rekabet etmesinin zorlaşması ve karı makisimize etme arzusu sebebi ile üretim anlamında iş gücünün daha ucuz olduğu ülkelerde üretim yapıyor olduğunu herkes gibi ben de biliyorum. Bu durumu bildiğim için geçmişte özellikle Bangladeş'deki çalışma koşulları ve insanların yaşam şartlarını incelemek için bazı okumalar yapmıştım. Etikette gördüğüm bu basit yazı o anda beni oldukça etkiledi. Özellikle izlediğim "gerçek maliyet" (the true cost) filmi tekrar aklıma geldi. "Daha iyi olanı" daha ucuza alma arzumuzun nelere mal olduğunu - bu ürünleri üreten insanların aylık 50 doların altında kazanç elde etmek için 8 metrekarelik teneke evlerde yaşadığını düşünmek canımı acıttı.


"Ben bu masalın neresindeyim?" diye sorum kendime...

Şık bir ürün alan, Zara markasının marketing nesnesi miydim?
49 TL'ye görece ucuz bir tekstil ürünü alan modern dünya kurnazı mı?
Yoksa günlük 2 doların altında bir gelir ile teneke evde yaşan 13 yaşında bir kız çocuğunun hayatında ağır bir asalak mı?

Tüm bu sorular çok şey rahatsız etti beni. Kendimi, o markanın bir temsilcisi, bir tüketici ve aynı zamanda üreticisi olarak düşündüm. Nihayetinde tükettimiz her şeyin bütün paydaşlarının adalet içinde hakettiklerini almalarını arzu ettim. O mağazadan çıkıp daha adaletli olduğunu düşündüğüm, süreçlerine görece hakim olduğum başka bir markanın ürünün aldım. Aldığım ürünün markasını sizler ile paylaşmayacağım. Zara makasını da paylaşmak zorundaydım; çünkü herkesin zihninde bu olayı canlandırması daha kolay olacaktı. Zara'nın arkasına benzer bir çok marka da sayabilirim; H&M, Marks&Spencer, Gap, Levis vb. onlarcası...


Bir minimalist olarak artık daha daha hassas bakıyorum tükettiğim şeylere. Bu yüzden tükettiğim şeyler hakkındaki sorularımı sizler ile paylaşmak istiyorum.

Tükettiğim şeye ihtiyacım var mı?
Tükettiğim şey bir amaca hizmet ediyor mu?
Tükettiğim şeyin hizmet ettiği amaç ne kadar gerçek/sanal?
Tükettiğim şey hayatıma değer katıyor mu?

Tükettiğim şey iyi mi kaliteli mi? Bu sayede daha az alıp, daha iyiye erişebiliyor muyum?
Tükettiğim şeyin arkasındaki hikaye nedir? Kim üretti? Ne kazandı? Tüm süreçlerinde adalet zinciri sağlandı mı? Çevre duyarlı mı?

Keşke elimizde sihirli bir değnek olsa da her şeyi bir anda değiştirebilsek. İnsanların yaşama koşullarını iyileştirebilsek, doğaya hiç zarar vermesek, adaletini ideal hale getirebilsek vb. onlarca şeyi yapabilsek. Maalesef o sihirli değnek yok. Fakat hepimizin yapabileceği bir çok şey var.


Stefan Sweig in çok güzel bir sözü var. Hepimize ilham vereceğini düşünüyorum.

Dünyayı değiştiremiyorsan, dünyanı değiştir. Hepsi bu.

Minimalizim ile başlayabilirsiniz.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page